1Yazılı-Sözlü Dil Yanlışları

 

 

                 YAZILI – SÖZLÜ DİL YANLIŞLARI

 

             Gün geçmiyor ki çevremizde bir dil yanlışı görmeyelim. Görsel, işitsel ve yazılı basında olsun, günlük konuşmalarımızda olsun, her gün onlarcasını görüyoruz. Bu yanlışları saptaması, düzeltmesi, dilde öncülük etmesi gereken TDK’nin kendisi de (yayınlarıyla) yanlışların batağında. Bu durumda Dil Derneği’ne ve Türkçeyi seven aydınlara, sanatçılara, yazarlara, eğitimcilere büyük sorumluluklar düşmektedir. Ben de Türkçe ve edebiyat öğretmeni olarak bu yanlışların bir bölümünü saptayıp gerekli önerilerde bulunuyorum:

             “Siyah bir kamyon sürücüsünün dövülmesi …”  (Kanal 6, haberler, 11.04.1993)

             Yukarıdaki tümcecikte tamlama yanlış kurulmuştur; dövülen sürücü, siyah bir kamyonun sahibiymiş gibi bir anlam taşıyor. Oysa haberin tümünü izlediğimizde, sürücünün siyah olduğunu anlıyoruz. Bu tümceciğin doğrusu şöyledir: Kamyon sürücüsü bir siyahın dövülmesi …”

             “Deminden beri bisiklet çeviriyorum.”  (İnterstar, yabancı filmde çeviri tümcesi, 20.04.1993)

             Bu tümce de çeviri kokmaktadır. Dilimizde “bisiklet çevirmek” diye bir söz yoktur. Ancak çevirmeni ikileme düşüren bir durum vardır: Filmde bu tümceyi söyleyen kişinin kullandığı bisiklet, kondisyon bisikletidir. Çevirmen bu yüzden “Bisiklet kullanıyorum.” diye çevirmeyi uygun bulmamıştır (haklı olarak). Bu ayrımı da vermek amacıyla bu sözü şöyle çevirseydi, filmin akışına da, dilbilgisine de uygun olurdu: Deminden beri pedal çeviriyorum.

             “Tabii ki doğal olarak …”  (Kanal 6, Fare Fabrikası, çeviri, 27.05.1993)

             Dilimizde çok yapılan yanlışlardan biri de, eşanlamlı sözcükleri yan yana kullanmaktır. Bunun nedeni, dilimizdeki yabancı sözcüklerdir. “Tabii ki” ile “doğal olarak” özdeş anlamdadır. Birincisi Arapça, ikincisi Türkçedir. Bunlardan biri gereksizdir; o da “tabii ki”dir.   

             “Eski âdet, gelenek ve göreneklerimizden bahsaçmak, bunlara bağlı kalmanın Batı kaynaklı çağdaş sapıklıklardan koruyucu etkisini vurgulamak şart mıdır her bayramda?”  (Cumhuriyet Dergi, Sayı 376, s.20, 06.06.1993)

             Eskiden örf, âdet, anane sözcükleri  -ortak bir kavramla ilgili olarak-  bir arada kullanılırdı. Günümüzde ise bunlar yerine genellikle “gelenek, görenek” sözcükleri yeğleniyor. Ama yukarıdaki tümcede olduğu gibi, bu ikisinin yanına bir de âdeti eklersek yanlış olur. Çünkü “âdet” ile “görenek” (anane ile de gelenek) eşanlamlıdır. Eşanlamlı sözcükleri  -değişik anlamlardaymış gibi-  yan yana kullanmak bir dil yanlışıdır.

             “Cumhurbaşkanının kanunun, yasaların verdiği yetkileri kullanması lazım.”  (Bedrettin Dalan, İnterstar, açıkoturum, 09.06.1993)

             “… örf, âdet ve töreler …”  (B.Dalan, aynı)

             Bu iki örnekte de eşanlamlı sözcükleri yan yana kullanmak yanlışı vardır: Kanun ile yasa; örf, âdet ve töre eşanlamlıdır.

             “Aynı saatlerde Gökberk Ergenekon’da Sezgin için kolları sıvadı.”  (Sabah, ilk sayfa, 11.06.1993)

             “Tansu Çiller’de gelişmeler üzerine ‘birleşseler de bir şey değişmez” dedi.”  (Sabah, ilk sayfa, 11.06.1993)  (Tırnak içi de yanlış. Şöyle olmalıydı: “Birleşseler de bir şey değişmez.” dedi.)

             “Aziz’de uluslar arası ünlü firmaların temsilciliğine ve ithalatçılığına başlamış.”  (Milliyet, “Açık Pencere”, 11.06.1993)

             Yukarıdaki üç tümcede de “dahi” anlamındaki “de”  -yanlış olarak-  kendisinden önceki sözcüğe eklenmiştir. Ergenekon’da, Çiller’de, Aziz’de. Bunlar büyük olasılıkla, gazete düzeltmenlerinin gözünden kaçan yanlışlardır; ancak önemlidir. Daha dikkatli olunmalıdır.

             “Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’de bu binada kuruldu.”  (Kurtuluş Savaşı Müzesi, Ankara)

             Buradaki yanlış “1923’de”nin yazılışındadır. Doğrusu “1923’te”dir. Buna benzer yanlışları başka yerlerde de görüyoruz. Örneğin, TRT-3’de; örneğin, sokak ve cadde numarasını gösteren tabelalarda: 1’nci Cadde, 5’nci Sokak…

             Bu tür yanlışlar, şu kuralı bilmemekten kaynaklanıyor: Sayılardan sonraki ekler, sayının yazaç(harf)larla nasıl yazıldığına bakılarak getirilir: 3(üç)’te,  1(bir)’inci, 10(on)’uncu gibi…

             Ülkemiz nüfusunun % 98’ine ulaşan TRT’ye bu tür yanlışlar yakışmamaktadır; Kurtuluş Savaşı Müzesi’nin duvarında asılı olan levhaya da yakışmamaktadır. Okumayı yeni söken yavrularımızın, çevrelerindeki yazıları  -dolayısıyla tabelaları-  okumaya çalıştıkları unutulmamalıdır. Belediyeler, bu tabelaları yeniden gözden geçirmeli, yanlış olanları düzeltmelidir.

             Birtakım işyerlerinde “tüpcü, gözlükcü, çiçekci” gibi yazılar görüyoruz. Kimimiz   -ne yazık ki-  Türkçe sözcüklerde  /p/ ve /k/’den sonra /c/ gelmeyeceğini bilmiyor. “Ünsüz Uyumu”muzu öğretmek  “Büyük Ünlü Uyumu”nu öğretmekten biraz daha güçtür; ama olanaksız değildir. Çoğumuz sert ünsüzleri bir çırpıda sayamayız; ama “Fıstıkçı Şahap”taki ünsüzleri rahatlıkla söyleyebiliriz. (Fıstıkçı Şahap, öğrencilik yıllarında sert ünsüzleri anımsamak için  -neredense-  bulduğumuz anlamsız bir formüldü.)

             “Bütün bunları yaparsanız pis-pasaksız, tertemiz olursunuz.”  (Altındağ Belediyesi, Okul Sağlığı Projesi afişi)

             Yukarıdaki tümcede “pis” sözcüğü, tümcenin anlamını alt üst etmektedir. “Pis” sözcüğü “temiz”in karşıtıdır. Bu sözcük tümceden çıkarılmalıdır. Ayrıca Türkçe Sözlük’te “pasaksız” diye bir sözcük de yoktur. Zaten “tertemiz” sözcüğü yeterlidir. Tümce şöyle olmalıdır: Bütün bunları yaparsanız tertemiz olursunuz.

             “Bizde satlık bir yurt var  /  Kim verecek çok para”  (Emekçi)

             Yukarıdaki nazım örneğinde görüldüğü gibi, hece ölçüsüne uydurmak için kimi sözcüklerde yapay olarak ses düşmesi yaratılması bir ölçüde hoş karşılanabilir: satlık. Ancak kimi emlak bürolarında ya da kimi araçlarda “SATLIK” yazısını görünce üzülmemek elde değil. Bu sözcük “satıl-” eylem kökünden türemiş bir addır: satılık.

             “Her şeyden şikâyet eden bedbin, karamsar kimselerden uzak durun!”  (Türkiye gazetesi takvimi, “Huzur için Yedi Kaide”, 12.06.1993)

             Türkçe Sözlük “bedbin”i şöyle tanımlıyor:  “(Farsça) Karamsar, kötümser.” Bu durumda yukarıdaki tümcede ya “karamsar” sözcüğü olmamalı ya da “bedbin” yerine “kötümser” kullanılmalıdır.

             “Belik belik saçlarının örgüsü”  (Şemsi Belli, “Emm’oğlu”)

             “Belik” sözcüğünü Türkçe Sözlük şöyle tanımlıyor: “Saç örgüsü (Derleme Dergisi’nden).” Gelin de buradaki yanlışı düzeltin! Nasrettin Hoca’nın yanlışları kazımak(!) için mollalığında taşıdığı kama bile az gelir.

             “Arkası gelmez dertlerimin / Bıktım illallah

              Biri biterken öbürü de başlar / Vermesin Allah”  (Erkin Koray)

             Çocukluğumdan beri, bu şarkıyı ne zaman duysam hep düzeltme gereği duyarım. Çünkü çelişkili bir anlatımı var: Hem dertlerinin arkası gelmediğini söylüyor,  hem de bıktığını. Hemen arkasından da dertlerinin sürekli olduğunu vurguluyor. “Arkası gelmez”i “sonu gelmez” anlamında kullanıyor; ama olmuyor! Çünkü “Biraz çiseleyen yağmurun arkası gelmedi.” tümcesine bakarsak, “arkası gelmemek” sözünün “devamı gelmemek” anlamında olduğunu daha somut görebiliriz.

 

 

 

             Sonuç ve Öneriler

            

             Dilimizin korunması ve geliştirilmesi için devlete ve yerel yönetimlere de büyük görevler düşmektedir. Ancak bu yönetim organlarının  -bu konuda-  görevlerini yaptıkları söylenemez. Özellikle 1983’ten bu yana var olan TDK’nin şu on yıl içinde kaç tane nitelikli yayını vardır? Yanlışsız bir sözlük, bir yazım kılavuzu bile yayımlayamamışlardır. Bir an önce, TDK (yönetici ve üyeleriyle birlikte) 1983’ten önceki saygın ve bilimsel konumuna dönüştürülmelidir. Dilimize daha güçlü bir biçimde sahip çıkabilmek için!

 

                                                                                                         (Çağdaş Türk Dili 68, Ekim 1993)

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !