51Dil Soru(n)larım-2

 

Dil Soru(n)larım-2*

Ali TÜRKSEVEN

         Arka-taş

            11) Bir ilköğretim okulunun beşinci sınıfının panosunda “arkadaş” sözcüğünün “Türklerin arkasını taşa vererek dövüşmesinden geldiği” anlamında saçmalıklar görmüştüm. Daha sonra bir dersanede Türkçe bölüm başkanı genç bir öğretmenin çıkardığı, düzeysiz bir dergide buna benzer bir bilgiye rastladım. Kim yayıyor bu saçmalıkları? Türkçe konusunda bilen de bilmeyen de konuşuyor. Bu konuda uzmanlık düzeyinde eğitim alanların kolay sayılabilecek örnekleri açıklayamaması kötü bir durum. Addan ad yapan “-daş” ekimizle türemiş sözcüklere eskiden beri sıkça rastlıyoruz. Ta Kaşgarlı’da karşılaştığımız “karın-daş” sözcüğünün “bir karından gelmiş olanlar” anlamına geldiği bugün bile kolayca anlaşılabiliyor. “Yol-daş”ın “yol ya da düşüncede birlikte olan”, “ad-daş”ın “adları bir olan” anlamlarını Türkçe düşünen herkes kolayca çıkarabilir. Sorun belki de “Türkçe düşünme”yi öğretememek. Yüzyıllarca yabancı sözcüklerle bulanmış bir dil, kafası bulanık bireylerden oluşan bir toplum mu yaratıyor?

            Türkçe Düşünmek

            12) “Türkçe düşünmek ne demek, nasıl bir şey?” diye sorulduğunda (günümüzden de örnekler verilebilir ama) usuma Kaşgarlı’da rastladığım çarpıcı adlandırmalar gelir: “kapak” bekâret demek, “kapaklıg kız” kız oğlan kız, “kapaklamak” ise kız bozmak. “Şişman” da Türkçe ama “etlig kişi” sözü daha çarpıcı. Makasın çağrışımsızlığına karşın Kaşgarlı’daki “bıçguç”, tencere yerine “aşıç”, “kök-ek” ilişkisiyle Türkçe düşünmeyi sağlıyor. Bence Türkçe düşünmenin özünde “kök-ek” ilişkisi var. Kaşgarlı’dan şu örnekleri de eklemeliyim: emik: meme, emikdeş: sütkardeşi, köçüt: at, çöküt: cüce, külüt: gülünç olan nesne.

            Elma-Almıla

            13) “Elma” sözcüğüne takılmışımdır hep. Türkçe olmasına karşın Büyük Ünlü Uyumuna uymayan sözcüklerdendir. Eski biçiminin kurala uyduğu ve “alma” olduğu söylenir. İyi de “al” renginden geliyorsa (sanırım öyle), “-ma” ekine ne demeli? Türkçede “-me, -ma” eylemden ad yapan bir ektir (eylemden eylem yapan, olumsuzluk eki “-me, -ma”yı saymazsak). Kaşgarlı’da “almıla” diye bir sözcüğe rastladım, anlamı da “elma” (“kımız almıla” ise ekşi elma). Yoksa “elma”daki “ma” ek değil mi ya da ek “mıla” mıydı?

            Made in Turkey

            14) İngilizce konuşulan ülkelerde Türkiye adının Turkey biçiminde kullanılmasına karşıyım. Nedenini bilirsiniz, İngilizcede “turkey” hindi demektir (bu konuda yurtdışında karikatürlerde zaman zaman bayat espriler yapma çabası görülüyor). Bunun düzeltilmesi için neler yapılabilir bilemiyorum. (Gerçi dışişlerinde onca sorun varken bunu kim düşünür?) Yabancıların “Turkey” demesi neyse de Türkiyeli üreticilerin mallarına “Made in Turkey” etiketi koymasına ne demeli?

            Farsça Tamlama Düşkünlüğü

            15) Önce Kanal 35 TV’de gördüm (16.06.2011). İzlencenin adı “İfade-i Meram”dı. Belediye otobüsüyle geçerken baktım, bir aşevinin tabelasında “Keyf-i Esmira Retaurant” yazıyordu. 22 Haziran 2011’de KKTC televizyonlarından BRT-2’de “Keyf-i Sabah” diye bir izlenceye rastladım. Ne oluyoruz, yavaş yavaş Osmanlıcaya geri mi dönüyoruz?

            En Güzel Türkçe Azerice mi?

            16) Yeryüzündeki Türkçeler içinde en güzelinin Azeri Türkçesi olduğu safsatasını birkaç yerde işittim. Nasıl ölçtüler, neye göre belirlediler? Açın bir Azeri kanalını bakın. Bu beğendikleri Türkçe içinde ne denli çok Arapça, Farsça sözcük var. Yoksa bu dili Osmanlıcaya benzediği için mi beğeniyorlar?

            1980’lerde Susanlar, Konuşanlar

            17) 12 Eylül Darbesinden sonra TDK kapatılırken; sözcükler yasaklanırken (205 yasaklı sözcük ayıbını anımsayın); ilerici, devrimci, toplumcu, solcu avı sürerken susanlar (yalakalık -belki de işbirliği- yapanlar) akademik çıkarlar elde etti mi? Bu soru beni çok düşündürmüştür. Böyle kişilere kızdığımı, saygımın olmadığını, onları kınadığımı; öğrenciyken bile konuşabilenlerin önünde saygıyla eğildiğimi belirtirim. Acaba diyorum, o zamanlar susup da bugün dayılananlar var mıdır?

            “ya da” Uydurmacılığı (!)

            18) “Türkçedeki veya yerine, umumiyetle uydurmacılar ve arı dilciler tarafından bugün ya da kullanılmaktadır. Yazı dilimizde esasen mevcut olup veya’dan başka ve değişik bir kullanılışı olan ya da’ya yeni bir vazife yüklemek dil mantığına uymadığı için, bu şekil henüz çok dar bir çevrede tutunmaya çalışmaktadır.” Bu bilimsel(!) alıntı N.Hacıeminoğlu’ndan (Türk Dilinde Edatlar, s.233). Üstat, “ya da”ya yeni bir görev (“anlam” mı demek istiyor?) yüklemeyi dil mantığına uygun bulmuyor (nedense); ama ardından kullandığı “henüz” sözcüğü, “ya da”nın ileride yaygınlaşacağını kestirebildiğini de gösteriyor. Belki de o günlerde bile yaygınlaşmış olan “ya da”nın kendisinin bilimsel(!) uyarılarıyla tutunamayacağını umuyordur. Dili geriden izleyenlere ne denir?

            Kığırdıcı: Müezzin

            19) Ahmet Topaloğlu’nun hazırladığı, Kültür Bakanlığının 1978’de bastığı “Muhammed Bin Hamza XV. Yüzyıl Başlarında Yapılmış Kur’an Tercümesi İkinci Cilt (Sözlük)” adlı yapıt, Muhammed Bin Hamza’nın “Türkçesini kullanma” konusundaki titizliğini gösteriyor. Kimilerinin “Tanrı” sözcüğü “Allah”ı karşılamaz türündeki savlarına da yanıt olabilecek kullanımlara rastlıyoruz yapıtta: “Tanrı’dan ayruk tapılan” (Tanrı’dan başka ibadet edilen), “Tanrı’ya dönici” (Tanrı’ya yönelen, tövbe eden), “Tanrı’ya iki dimek” (Tanrı’ya ortak koşma, şirk) (s.557).

            Muhammed Bin Hamza’nın “ezan”ı “bildirme” (s.86) diye çevirmesini saygıyla karşıladım. O zamanlar kullanılan ve “bağırmak, ünlemek” anlamına gelen “kığır-” eyleminden türeyen şu sözcükler de ilginç: kığıran (dua eden) (s.388), kığırdıcı (tellal, davetçi, müezzin) (s.389). (Şu sözcüklere de bakıldığında, kığır- eyleminin o dönemde yaygın kullanıldığı anlaşılıyor: kığırınıl-, kığrınıl-, kığırt-, kığrın-, kığrış- s.389) Bugün, Arapçadan dinsel çeviri konusunda Muhammed Bin Hamza’ya yetişebilecek kaç kişi vardır?

            1,5’a mı, 1,5’e mi?

            20) “Bir buçuğa” diye okuduğumuzu düşünerek “1,5’a” diye mi yazacağız,  “bir virgül beşe (ya da bir tam onda beşe)” diye düşünüp “1,5’e” diye mi? Yoksa ikisi de doğru mu sayılacak?

____________________

            *Bu yazının birincisi ÇTD’nin Temmuz 2011 (281.) sayısında yayımlanmıştır.

(Çağdaş Türk Dili 284, Ekim 2011)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !